KİMLİK SİYASETİ VE CHP 1 - KONSOLİDE DENEMELER

Header Ads

Anladığımız ve bildiğimiz her şey doğru değildir.Neden?.Bilgi değişir, kendini günceller.Sorgula.Konsolide et.Güncel,doğru bilgiye ulaşmanın ve bilgi üretmenin tek yolu budur.







KİMLİK SİYASETİ VE CHP 1



“Ben Dersimli Kemal’im”in Asıl Manası Ne?

Atatürkçüleri tasfiye edip kürtçülere, dincilere ve liberallere üst yönetimde etkinlik vermek, CHP'ye seçim başarısı getirmedi. Son iki seçimde yüzde yirmi beş civarında bir orana tutunmuş gibi görünse de , Erdoğan ve AKP karşıtlığının oluşturduğu CHP'nin tepesindeki koalisyon, gerçekte çok kolay dağılma potansiyeli gösteriyor. Çünkü 7 Haziran seçimlerinde karşı tarafın gösterdiği zafiyetle yeşeren umutlar, 1 Kasım sonuçlarıyla hüsrana uğradı. Artık  oy bazında fazla bir etkiye de sahip olmadıkları ortaya çıkan koalisyon unsurları  ya Kılıçdaroğlu’na kenetlenerek başarısızlıklarını  örtmeye  çalışacak ya da istemeye istemeye de olsa  kendi  öz mecralarına kaymaya başlayacak. Ancak eninde sonunda dağılmayı zorunlu kılacak neden, CHP'li tabanın yönetim darbesiyle partiyi ele geçiren dışsal unsurlara karşı tepkisi. Bu tepki, seçim sonrasında kendini öncelikle partide başkanlık konumunun tartışılması ile gösterdi. Partideki tepkinin ruhunu " madem oylarımızı artırmıyor, partinin  özünden uzaklaşmanın ne anlamı var?" şeklinde ifade etmek mümkün.

Tabanın ve derin CHP'nin oy kabızlığından kurtulma sevdasıyla katlanmak zorunda kaldığı dönüşüm,   ülkedeki siyasi hayatın banisi olan partide olağanüstü bir tahribat yaratmış durumda. Öylesine ki , artık CHP,  uzunca bir süre, içeride çatlak ses olmadan yürüttüğü müzmin hükümet  muhalifi  konumundan,  parti içi  kavgaların  hakim olacağı yeni bir devrin içine sürükleniyor. Bu öngörünün sebebi , eski başkan Baykal dönemindeki çalışkanlığı, CHP tabanının siyaset aşkının en büyük nişanesi “dürüstlük timsali” kişiliği gibi artılarının  yanı sıra , Baykal’ın baskılamasıyla  yaşanılan  aday kıtlığı sayesinde,  kitleleri etkileyecek önderlik meziyetlerine  yeteri ölçüde malik  olmadan  partinin başına geçen Kılıçdaroğlu’nun ve kadrosunun beş yılda aldığı altıncı seçim yenilgisine rağmen koltuğu bırakma yönünde bir emare göstermemesi ve delege oyunlarının  başlatılmış olması.. Kuşkusuz bu  durum, devletin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhurbaşkanlığı sıfatının yanı sıra vefatına kadar onbeş yıl süreyle yürüttüğü   ve   bu nedenle  bir bakıma kutsallık payesi  verilen bu makamın haysiyetini  yıpratmıyor değil. Kılıçdaroğlu’nun öncesinde de parti seçim başarısızlıkları yaşadı ancak başkanlık makamı  ve partinin yönetim kadroları hiç bu kadar seçim yenilgilerine eşlik eden bir prestij eksikliğine uğramadı. Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, gelecek için hiçbir ikbal  belirtisi sunmadıklarını kendileri de bilmelerine rağmen,  koltuklarını terk etmemeye çalışarak  partiyi gerçekten seven ve onu Cumhuriyet’in direği olarak gören vatandaşları  tümüyle  umutsuzluğa sürüklüyor.

HEDEF’E TAŞIYACAK POLİTİKA YANLIŞLIĞI.


Parti içi muhalefet  delege oyunlarının önünü kesmek için bir an önce olağanüstü genel kurul  toplama peşinde. Olağanüstü ya da olağan genel kurul  başkanlık yarışı için yapılacak. Peki ya partiyi iktidara taşıyacak politikalar? Muhalif başkan adayları şimdilik hedef için Kılıçdaroğlu’nun başarısızlığı dışında temelli bir program açıklamış değiller.  Öyle gözüküyor ki , parti içi muhalefet  genel başkanlık seçimlerinde  programları ile değil de  kadrolarına alacakları kişilerin nitelikleri ile konuşacak. Zayıf ihtimalle, bu yaklaşım, onları yönetime  taşısa dahi, partiyi iktidar alternatifi yapar mı? Asıl tartışılması gereken konu bu. 

Bu çerçevede fikir tartışmaları da başladı? CHP neden iktidar alternatifi olamıyor? Kürt sorunuyla beraber ortadoğudaki sorunların  zirve yapması ile ülke tarihi bir dönemece girmişken CHP’nin  kronik zafiyetini   bu gelişmelerden  ayrı tutarak ele almak mümkün olamaz.  Bu konudaki  ilk yazılardan biri ülkenin önde gelen araştırmacı gazetecilerinden ve yazarlarından Soner Yalçın’ın Sözcü Gazetesi’nde çıkan “Kimler CHP’de olamaz” başlıklı yazısı. Haklı olarak bir yanda Kılıçdaroğlu eleştiriliyor, diğer yandan Hz. Muhammed’in, Fatih’in, Mustafa Kemal’in kimlik siyaseti gütmediği , bu sayede  başarılı oldukları, CHP’nin de gütmemesi  ve  Muhafazakarların, Kürtlerin CHP’de yer alabilmelerinin sağlanması  ( bu arada liberallerin dışlanması (!)) gerektiği  savunuluyor.  Ne var ki, Kılıçdaroğlu’nun ve kadrosunun  yaptığı da zaten bu değil miydi? Kılıçdaroğlu yönetiminde  partinin en etkili köşelerinde Kürt kökenli ve üstelik PKK’yı açık bir dille eleştirmekten  kaçınan, AKP’nin çözüm sürecine destek veren  ve Öcalan’a sempatilerini belirtmekten  sakınmayan kişiler bulunmadı mı?  Tabanı genişletmek adına  liberallere de kapılar açıkken başarı neden gelmedi? Sonra, acaba bu tutum kimlik siyaseti gütmek mi, yoksa gütmemek mi?

CHP’nin İHTİYACI OLAN ŞEY  DOĞRU KİMLİK SİYASETİNİN GÜDÜLMESİ.

Yalçın’ın önermesindeki   temel  hata  kaçınılmaz  olarak  hemen ortaya  çıkıyor, çünkü  kimlik siyaseti olmadan politika mekanizmaları işlemeyecektir. Muhafazakarlara ve Kürtlere kapıyı açarsanız nasıl oluyor da bir kimlik siyaseti gütmemiş oluyorsunuz? (Kuşkusuz oy hakkı olan herkesin reyine talip olunacaktır, ancak hayatta bunu realize etmek ancak çok olağanüstü hallerde  gerçekleşebilir.)   Gerçekte kimlik siyaseti  yukarıda anılan büyük  önderleri de aşacak şekilde toplumsal  hayatın doğasında olan bir şey. Ve bu gerçeği  göz ardı ederek toplum mühendisliği yapılırsa sakat çocukların doğması mukadderat oluyor. CHP son seçimlerde kimlik siyaseti  yaptı, ama doğru bir kimlik siyaseti yapmadı. Önemli olan, doğru, adaletli, gerçekçi bir kimlik siyasetinin yapılmasıydı. Doğru kimlik siyaseti ise partiyi kuran tabana ve kuruluştaki ruha sahip çıkmakla mümkün olabilir.

Toplumbilgisinin babası sayılan İbni Haldun,  klanın, aşiretin, ilk oluşan topluluğun iç bağları (asabiyeti) ne kadar sağlamsa o topluluğun onca gelişip güç sağlayacağını, diğer topluluklara üstün olacağını ileri sürer. Bu bağ ileri aşamalarda zayıflar,  topluluk, bu topluluğa dayalı devlet çöker. Arap asabiyeti vardır bir kere ve bu,  İslamiyetin, Arap dili ve kültürünün egemen olmasını  sağlamıştır, Türk asabiyeti güçlü orduyu, güçlü ordu fütühatı  ortaya çıkarmıştır. Fatih temelde Türk asabiyetine dayanır. Atatürk de, neticede , tekrar bu esas temele dönerek devleti yeniden kurmuştur. Temelde kimlik siyaseti hep vardır, belirgin olarak gözükmese de.

Elbette bu çok derin  ve geniş bir mevzu. Güncele gelirsek, CHP  kendini tehlikede hissetmeye başlamış olan Türk varlığına, Türk kimlik siyasetine sahip çıkmaz ise bugünkü  gücünü de kaybetmeyi göze almak zorunda kalacaktır. Marxist, Leninist PKK, sonunda nereye geldi? Kürtçülüğe.. Bırakabilir mi? Yok olur!

Sosyal demokrat ve liberal bir görüş olarak  kimlik siyasetinin terkedilmesi tezine en yakın siyaset aslında son döneme kadar ekonomi ve sağlık konuları gibi sosyal alanlarda yaratılan iyileşme algıları sayesinde Erdoğan tarafından izlendi. Bu siyaset nedeniyle – ki en somut göstergesi “Türk” kelimesini ağzına almamasıydı- eleştirilmeyi göze aldı. Geniş kitleler,-en önemlisi güçlü bir alternatif merkez partisi yokluğu olan bazı nedenlerle- Erdoğan’a seçim desteği verse de bu yönünü sindiremiyordu. Çünkü dünyada ve kendi coğrafyasında  toplumsal ve siyasi gelişmelerin  olağan dönemlerde de kimlik siyaseti etrafında döndüğünü içten içe hissedip anlamaktaydı. Kürtçülüğün  özel ivme kazandığı son dönemde kendi benliğinin silikleştirilmesinden rahatsız kitle, MHP’yi ekonomiye önem  vermemesi, lider ve kadro yetersizliği nedenleriyle dışlarken,  kürtçülük, Atatürk muhalifi bir  muhafazakarlık ve liberallik gibi ırmağın akış istikameti tersinde öğelerle donatılmış yeni siyaseti nedeniyle CHP’ye de güven duymadı. Taşıdığı riskler nedeniyle içeriği ve amacı telaffuz edilemeyen  ama “kürtlerin devletleşme süreci” istikametinde  bir çalışmadan başka niteliği olamayacağı algılanan “barış süreci” olayı, seçmen çoğunluğu tarafından 7 Haziran seçimlerinde yorumlandı. Yaklaşan fırtınayı  aslında 7 Haziran seçimlerinden önce hisseden ancak tedbirde geç kalan Erdoğan 1 Kasımda kürtçü cepheye şiddetli bir savaş açarak 1 Kasım seçimlerinden zaferle çıktı. Toplumun nabzını iyi takip ettiğini gösterdi.  MHP’nin yetersizlik, CHP’nin  şaşkınlık illetiyle muzdarip katıldığı seçimlerde “kürtçülüğün bastırılması” olarak tanımlanabilecek taktik hamle ile rüzgarı arkasına aldı, ideolojik dönüşüme zaman kalmadığından askeri harekat ile hemen öne zıplamayı bildi.

Geçen 12 yıllık dönemde PKK’nın alan genişletmesinden sorumlu AKP’deki bu dönüşüm nasıl anlaşılmalı? Doruklarda bir Makyavelizm! “Dörtnala Kapitalizm’in en hareketli yağma ülkesinde sistemin başarılı aleti AKP ekibi, seçim kazanma ve iktidarda kalma ustası. Hayati meselelerde refleks gösterme kabiliyetine sahip olmakla beraber olgun demokrasilerdeki özellikleri kazanamamış seçmeni ve seçim sisteminin olanaklarını idare etmeyi iyi başarıyor. Geniş analize gerek duyulan bu konuda en azından şunu söyleyelim; bütün takışma şovlarına rağmen son tahlilde AKP’nin uluslararası finans kapitalizmin amaçlarına hizmet etmekten başka bir varlık amacı olması mümkün değil. Kamu mülkünün bunca yağmasına rağmen AKP ekonomi kurmaylarının hala “yapısal reform”lardan bahsediyor olması bunun en açık göstergesi. Önümüzdeki dönemin ormanların, devlet mülkiyetinde hala kalabilmiş kıyı ve emlakin halkın elinden gasp edileceği bir dönem olması kaçınılmaz. Bu şekilde elde edilen fonlarla finans kapitalin alan sigortası sağlanacak.  

ÖNÜMÜZDEKİ TARİHİ ÖNEMDEKİ ZOR SÜREÇTE CHP NE YAPACAK?

21. yüzyıldayız. Ancak azgelişmiş ülkeler emperyalizmle mücadelelerini hala kimlik siyasetine sarılarak yapmak zorundalar. Çünkü dış etkilerden daha az tahribata uğramış sosyal değerler burada temsil ediliyor.

Modernleşmemiş bir toplumun sosyo kimyasal tutkalında; demokrasi, laiklik, sanat, özgürlük alanlarının çeşitliliği gibi değerlerden  çok,  milliyetçilik, din, vatan sevgisi, refah özlemi , toplumsal hafızada saklı duran  ülküler, toplumsal korkularla mücadele azmi gibi değerler daha çok yer alıyor. Seçim gibi toplum iradesinin ölçüldüğü somut durumlarda sosyo kimyasal tutkalın özelliği hemen ortaya çıkıyor. 1 Kasım’da ortaya çıkan da  teröre ve bölünmeye olan tepkiydi. CHP’nin seçim öncesi bu konuda en küçük bir aktivitesi görülmedi. Tarihsel olarak 1935’teki dönemeçte yanlış asimilasyon politikası ile kürtçülüğün Türkiye’ye yayılmasının banisi olan CHP, yine tarihsel nabzın çok kuvvetli attığı ve bir patlamanın eşiğine gelindiği önümüzdeki aylarda ve yıllarda nasıl bir politika izleyecek?
(“Aslında var olduğuna inanıyoruz, ama bilmiyormuş gibi  yapalım” tarzında söylemle konunun ele alınamayacağı açık. Biz de gerçekçi bir söylem takip ediyoruz.)

CHP’nin çekirdeği Türk Varlığı’nı ve Türk Vatanı’nı savunma örgütü olan Kuvvayı Milliye’dir. Kuvvayı Milliye’nin mücadelesi, devleti ayakta tutacak reformlarla yani kültür ve ekonomi alanlarında yapılan hamlelerle sürdürülmüştür. Dünyanın ekonomik ve sosyal bunalımlarla boğuştuğu bir dönemde CHP, Atatürk’ün önderliğinde, eski devletin temelleri üstünde geleceğe umutla bakan pırıl pırıl bir devletin temellerini atmayı başarabilmiştir. İlk merhalenin ardından, 1935 yılında yeni devletin en temel sorunu “Kürt Sorunu”nun  çözülmesi idi. Bu konuda, Kürt kökenli  İsmet İnönü’nün raporuna dayalı  çok hatalı ve insan haklarına aykırı  “Asimilasyon Yoluyla Kürt Varlığı’nın Eritilmesi” politikası uygulamaya sokuldu. Atatürk’ün hastalık dönemi ve ardından 1938’deki vefatı, bu büyük devlet adamının yanlışın önlenmesi doğrultusundaki müdahelesini engelledi ve enteresan şekilde Kürt entellektüelleri tarafından da desteklenen bu politika İnönü’nün perçinlemesinin ardından devam ettirildi. Burada ayrıntısına girmeden gelinen son durumu şu şekilde özetlemek mümkün: Türkleştirilmeye çalışılan Güney ve Doğu Anadolu neredeyse tarihinde hiç olmadığı kadar Kürt nüfus kesafetine sahip. Anadolu’nun diğer bölümleri ise devletin zorunlu göç aşılamalarıyla başlayan bir süreç sonunda önemli oranda Kürt kökenli nüfusla dolmuş durumda. Tarihsel olarak hiç bulunmadıkları Kıbrıs’ta dahi Kürt varlığı söz konusu. Diğer kesimlere oranla çok yüksek doğurganlık oranına sahip bu nüfusun yoğunluğunun genel olarak tüm yörelerde daha da artacağı kuşkusuz. Şimdiden gündeme getirilen ve neredeyse tüm dış güçler tarafından adeta doğal kabul edilen, Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan bir hattın doğusunun ileride büyük Kürdistan’ı oluşturmak üzere ayrı bir siyasi yapıya dönüştürme çalışmaları ortada. Anadolu’nun batısı için  ise, bir “ortak devlet” talebi var. “Türk Devleti” yerine “Halkların Ortak Devleti” gibi bir  siyasi şekillenme yeni anayasa gündeminde talep edilecek. Kısacası, kürtçülerin gelecek tasavvurunda, kürtlerin birleşik Kürdistan’ı var, ama Türklerin kendilerine ait bir ülkesi yok, ancak anayasasında Türk adının geçmediği, Kürtlerle   ortak devletleri olabilecek!! Çok acı bir gerçek ise, nüfus altyapısı açısından buna uygun bir durumun yaratılmış olması..

Irak’ın parçalanmasının ardından Kürdistan olarak adlandırılan bölgedeki Kürt olmayan unsurların temizlendiği, Kerkük’ün işgalinde ilk olarak nüfus kayıtlarının imha edildiği herkesin malumu. Nüfus politikasız bir devlet politikasının olamayacağını Kürtler şimdiden öğrenmiş durumda. Türkler ise imparatorluk olarak kurulmanın mirasını hala yönetememekten muzdarip… 

SONUÇ

AKP, iktidar döneminin başlarında oy ve seçim taktiklerinin gereği olarak takındığı tutumla kürtçüleri çok cesaretlendirdi. Onlara idealleri doğrultusunda adım atabilmeleri için uygun bir ortam sağladı. Bunun yanı sıra, Kürt feodalleri, burjuvası ve entellektüelleri sözüm ona Birleşik Kürdistan olarak gördükleri coğrafyanın Petrol, çeşitli madenler, su , geniş verimli topraklar gibi zenginliklerle dolu olduğunu daha çok hissetmeye başladı.Türkiye Cumhuriyeti genelinde bir kayba uğramadan bu bölgede ulaşabilecekleri olanaklar onları heyecanlandırıyor. Zenginliğin zaten farkında olan ve ortadoğu’da en yakın müttefiği yaratma fırsatını yakalayan ABD, Avrupa ve İsrael, fırsatı değerlendirmenin peşinde olacak  ve dolayısıyla militarist Kürt Örgütleri’ne desteği esirgemeyecektir.

Önümüzdeki yıllar Türk tarihini etkileyecek ve değiştirecek önemdedir. Halkımız bunu içten içe sezmektedir. Daha önce çeşitli nedenlerle desteklediği AKP’yi yanlış Kürt politikası ile 7 Haziran seçimlerinde cezalandırmış iken, ani bir dönüşle Kürt militarizmine savaş açmasını 1 Kasım’da ödüllendirmiştir.

Önümüzdeki dönemde siyasetin nabzı  “Kürt sorunu” etrafında atacaktır.
İşte burada CHP doğru davranmak durumunda. Halk “Ben Dersim’li Kemal’im’in” Türkçesinin “Ben Kürt Kemal’im” olduğunu anlıyor. Atatürk’ün hedeflediği modern devlete sahip çıkma gayesiyle CHP’ye sağladığı desteği, kripto kürtçülere rağmen sürdürmeyecektir. Yetersizlik illetiyle düçar  MHP de umut değildir.

CHP, ya Kuvvayı Milliye’nin devamı olduğunu hatırlayarak Türklerin varlığını, refahını, intizamını önceleyen politikalarla güçlenecek ya da fuzuli bir duruma girerek kaybolup gidecektir. Bu politikayı esas alan CHP, MHP' yi gereksiz kılar, AKP'yi ikiye böler, onların oylarını toplar, bir miktar Kürt oyu kaybeder, ama seçimde yüzde elliyi aşar.Artık Kürtlerin partileri var ve demokrasi mücadelesinde karşı taraf bu parti olmak zorundadır.
Dincilik? Hatırlayın kurtuluş savaşında başat motif oldu mu? Hayır? Bugün de olamaz. Çünkü toplum manevi rahatlığın ancak maddi gücün arkasından ve onun sayesinde geleceğini bilir ve bunun arkasına takılır.

Özetle , CHP güçlü olmak istiyorsa, önce Türklüğe sahip çıkacak, bunun modernizm ve refah ile bağlarını kuracak ve karşı tarafı iyi belleyecek..


ÖZER UĞUR

Chp

2 yorum:

  1. Chp nin ele geçirilmesi ülkeninde sonu demektir.Chp nin bu stratejisi çok kötü.CHP DEMEK ÜLKE DEMEKTİR.

    YanıtlaSil

( RASTGELE YAYINLAR )
Blogger tarafından desteklenmektedir.