TÜRKİYE'NİN FİNANSAL HAYATI 1 - KONSOLİDE DENEMELER

Header Ads

Anladığımız ve bildiğimiz her şey doğru değildir.Neden?.Bilgi değişir, kendini günceller.Sorgula.Konsolide et.Güncel,doğru bilgiye ulaşmanın ve bilgi üretmenin tek yolu budur.







TÜRKİYE'NİN FİNANSAL HAYATI 1


Merhaba,

Geçen yazımda Forex konusu hakkında açılımlarım olmuştu.Tarihe biraz ara vermek istemiştim. Çünkü.Malum çoktandır finansal tarihimiz hakkında yazıyordum.Amacım bugün kü FİNANSAL durumumuzun evrimini ve nedenlerinini ortaya çıkarmak ve niçin hala bu durumdayız sorusuna ( devamlı olarak bu soruyu sorarız ) açıklık getirmekti.
1923 yılında kurulduk ve yaklaşık 90 yıllık bir ülkeyiz.Hazine nin 4 ekim 2012 tarihli sunumuna göre dış borç toplamımız  323.5 mia usd.Bunun 102.3 mia usd ı kamunun, 212.5 mia usd ı özel sektörün,8.7 mia.usd ı ise merkez bankasının borçlarından oluşuyor.

Özel Sektör ün kısa vadeli borcu ise 85.1 mia.usd gibi yüksek ve kritik bir rakama ulaşmış durumda.Eylül 2012 itibariyle toplam ihracatı 102 mia.usd.İthalatı ise 159 mia usd dır.Dolayısıyla ödemeler dengesi açığı 57 mia.usd ı bulmuştur.Rakamlar oldukça kötü görünüyor.Ödemeler dengesi açığı yüzünden finans kapital in sıcak para oyuncuları ülkemize iyice yerleşmiş durumda.Uzun sürede de çıkacak gibi görünmüyorlar.

İlk iç borçlanma 1933 yılında Diyarbakır demiryolu nun inşaatı amacıyla yapılmıştır.İlk dış borç ise 1928 ve 1933 yılları arasında bazı demiryollarının millileştirilmesi nedeniyle alınmıştır.Ayrıca bu yıllar içerisinde de Amerika dan 10 mio.usd borç alınması da vardır.1951 e kadar borç hareketleri  ülke ekonomisini tehdit etmeyecek seviyede yürütülmüştür.Bu tarihten sonra ise bütçe açıkları kronikleşmeye başlayınca  iç borçlanma yoluna gitmek mecburiyetinde kalınılmıştır.1960-1970 yılları arasında kalkınma faaliyetlerinin finansmaı için IMF den borç alınmaya başlanmıştır.Böylelikle de IMF ile maceramız başlamıştır.Kamu açıkları 1980 li yıllarda tavan yapınca tekrar borçlanma süreci başlamıştır.Bu açıkta 1970 yılında yapılan devalüasyonun etkisi tartışılmaz.Bu devalüasyon döviz borçlarını oldukça yükseltmiştir.1987 e kadar dış borç,1990 dan itibaren de iç borçlanma yükselişini sürdürmüştür.Bu yıllarda iç borç faaliyetlerinin de aşırıya kaçılması yüzünden faiz oranları ve TL değeri aşırı şekilde düşmüş böylelikle 1994 krizi ortaya çıkmıştır.Bu senelerimizde IMF ile oturup kalktık yıllarca..Halkın sohbet konularından biriydi IMF.Peki neydi bu IMF.1946 yılında kuruluyor.Merkezi washington da.Amacı ise uluslararası ticaret,kambiyo,parasal hareketlerde entegrasyonu düzenlemek,özellikle kambiyo kısıtlamalarının azaltılmasını sağlamak,ödemeler dengesinin düzeltilmesi konusunda önerilerde bulunmak gibi.Ayrıca ihracat ve yabancı sermaye oranının arttırılması-yüksek faizlerin uygulanması-fiyat kontrollerinn kaldırılması-dış açık varsa devalüasyon yapılması gibi önerileri daha doğrusu kuralları vardır.Kısaca IMF denen uluslararsı fonun içeriği bu.IMF den ilk kredimizi 1947 yılında 43 mio.usd olarak aldık.IMF ile olan maceramızı az-çok hepimiz biliyoruz zaten.IMF yi  DUYUN-U UMUMİYE YE BENZETEBİLİRİZ.Ana kriterler ve amaçlar hemen hemen aynıdır.Ayırıcı fark IMF nin uluslararası resmi nitelikli bir kuruluş olması,.Duyun-Umumiye nin  ise bir şirket olarak faaliyet göstermesidir..Serbest yani koşulsuz borçlanma yolları kapandığı zaman Duyun-Umumiye ye nasıl gitmişsek IMF yede aynı şartlarda gittik.Dolayısıyla koşullu borçlanmaktan başka çare yoktu artık.NE YAZIK Kİ OSMANLI NIN YAŞADIĞI SÜREÇLERİ AYNEN YAŞIYORUZ.Sadece kelimeler ve görüntüler farklı.

NASIL OLDU DA YENİ CUMHURİYET OSMANLI DAKİ  ATALARIMIZIN DÜŞTÜĞÜ TUZAĞA DÜŞTÜ.DOLAYISIYLA BUGÜN KÜ DURUMA NASIL GELDİK.

Bu nedenleri ve süreçlerini açıklamaya çalışacağım.


Avrupa da ulusal sermayenin ( burjuvazinin ) nasıl ve hangi şartlarda oluştuğunu daha önceki yazılarımda açıklamıştım.Avrupa nın sosyo-ekonomik şartlarının evrimi ( eğitim-teknoloji gibi ) oluşturmuştu bu sermaye birikimini..Fakat Osmanlı nın sosyo-ekonomik yapısı sermaye birikimine uygun değildi.Bu farkedildiğinde ise yabancıların  sermaye birikiminin önlenmesi için neler yaptığını ve bizim de ne gibi hatalara düştüğümüzü de belirtmiştim.Aynı sosyo-ekonomik şartlar bahis konusu değildi açıkçası.AÇIKÇA YETERLİ BİLGİ BİRİKİMİNİN OLMAMASI VE SOSYO-EKONOMİK ŞARTLAR YÜZÜNDEN OSMANLI NIN GELDİĞİ NOKTAYI DOĞAL KABUL EDİYORUM.FAKAT YENİ CUMHURİYET İN HATALARINI, BUNCA YAŞANAN ACILARA RAĞMEN DERS ALINMAMASINI KABUL EDEMİYORUM.
Ekonomik nedenlerin kırılma noktası Rahmetli Menderes döneminde ortaya çıktı.Yol ayrımı da diyebiliriz buna.Sorun bu sermaye birikimi nasıl sağlanacaktı.Ekonomik kalkınma yöntemi için hangi araç kullanılacaktı.Liberal yöntemler mi ?.devletçi kollektivist yöntemler mi?.Bu nu yeni kurulan devletin ( kemalist ideoloji ) ideolojisi mi, Osmanlı dan kalan sosyo-ekonomik yapı mı belirleyecekti.Çünkü.İdeolojilerin sosyo-ekonomik alt yapıları yoksa hayata geçme şansı düşüktür-zordur.Tek çare yapıyı değiştirmektir.Bu eğitimle ve ekonomik açılımlarla olabilir ancak.Atatürk ün istediği bu eski yapıyı değiştirmekti öncelikle.biliyordu ki.Bu yapı değişmeden hiçbir şey yapılamazdı. Kendi kurduğu yeni  yapıya güveniyordu.Çünkü.Bu yapıyla kurtuluş savaşını kazanmıştı.SANIRIM ÖMRÜ VEFA ETSEYDİ BECEREBİLİRDİ BUNU. Eski yapının değiştirilmesini amaçlayan köy enstitülerinin kapatılması geriye dönüşü hızlandırdı. Dolayısıyla yeni yapıda tarihe  karıştı.                             

Kırılma noktası o yapıyı oluşturan kitlelerin bilgi birikiminin olmaması-yorgunluğu-nelerin değişmesi gerektiğinin ve değiştirebilecek güçlerinin olduğunun farkında olmamalarıydı.Fakat Osmanlı dan kalan ekabir takımı biliyordu tabiki.Zaten 1923 İzmir İktisat Kongresi  bu takımın bilinçli olduğunun ve yeni devletin yönetimine talip olduklarının tescili oldu.Fakat bu sınıflar ekonominin yabancılar tarafından sömürülmesine de karşı çıkmıştır.Bu kongrede devletin yerli burjuvaziyi oluşturmak-güçlendirmek için bir araç olarak kullanılması da tescil edilmiştir.Bu da doğaldır zaten.Çünkü devletten başka sermaye oluşturabilecek bir araç yok.Özel sermaye birikimi de yok.Böylelik le liberal yöntemler savaşı uzun vadede kazanmış oldu.Kongrenin hayata geçirilmesi için örneğin İş Bankası kuruldu.Sanayii teşvik kanunu çıkarıldı.Ayrıca maden,kimya,şeker gibi konularda üretim yapacak işletmelerde kuruldu.Bu ekabir takımının imdadına 2 dünya savaşı yetişti.Türkiye savaşa girmedi.Bu yüzden kaynak sarfiyatında bulunmadı.Ayrıca savaş yüzünden özellikle karaborsa ve kaçakçılık yüzünden bir gecede milyoner olan kişiler türedi.O günkü hükümet bütçe denkliği sorunlarını çözmek için varlık vergisi çıkardı.Fakat vergi sistemi yeniydi-kurumlaşmamıştı.İstenen kaynak sağlanamadı.Bu gün bu vergi eleştiriliyor.Bu dönemde özel sermayede ciddi bir kaynak birikimi sağlanmıştır.AMA.Bu dönem iktisat kongresindeki ekabir takımının ideolojik açıdan bozulmaya başladığı dönemdir de aynı zamanda.Yeterli sermaye ve bilgi birikimleri olmasına rağmen küçük de olsa  katma değeri yüksek sanayi yatırımları yapmaya yanaşmadılar.Osmanlı dönemindeki belirsizlik dönemlerindeki para kazanma yöntemlerine dönmüşlerdi.Sanayileşme ve ekonomik kalkınmayı yapmak ( kalkınma planlarıyla ) devlete kalmıştı.İktisat kongresindeki milli burjuvazi yaratma misyonunun yerinde yeller esiyordu artık.

Çok ciddi bütçe problemleri olmamasına rağmen ekonomik kalkınma amacıyla Amerika ile flört dönemi başladı.Amerika nın ana şartı ise kalkınmanın özel sermaye aracılığıyla yapılmasıydı.Ama hangi özel sektörle.Düşünülmesi gereken nokta bu bence.Menderes dönemi Amerika ile ilişkilerimizin kurumlaştığı ve geri dönülemez hale geldiği dönemdir.( ve siyasi-kültürel değişimlerin de yaşandığı bir dönemdir.) Fakat nedense özel sermaye sanayi yatırımı ( KATMA DEĞERİ YÜKSEK VE İHTİYAÇ YARATAN ) yapmaya yanaşmamıştır.Yapılanlar da yan sanayi çerçevesindedir.Bunda devletin de hataları olduğuna da inanıyorum.Örneğin: Menderes döneminde kamu iktisadi teşebüslerin sanayi üretimindeki etkisi daha da artmıştır. Ayrıca devlet teşekküllerinin özel sektöre devredilmesi sözü de  verilmişti. ( Günümüzde bu devir gerçekleşmiştir.) Herşey bilinçsizce yapılmış.Sanayileşme konusundaki şanslar kullanılamamıştır.O iktisat kongresinin ruhu da yoktur artık.Menderes dönemi tarım,haberleşme, enerji .yollar gibi alt yapıların kurulduğu dönemdir de.Şehirleşmenin, kitlelerin şehirlere akın ettiği bir dönem. Cumhuriyet tarihinde ilk kez borçların ödenememe tehlikesinin başladığı bir dönemdir Menderes dönemi..                                                                      

Bu dönemde başlayan, karşılıklı saygı ve yardım çerçevesinde devam eden Amerika ilişkileri SSCB nin dağılmasıyla sona erdi.Artık tek taraflı sadece Amerika için çalışan bir ilişkimiz var.Ayrıca Kemalizm de bitti.Kollektivist yöntemlerle sermaye biriktirme görüşü de çöpe atıldı.Özel sermaye de uluslararası sermayeye entegre oldu.Aslında özel sermaye de kazanamadı.Rekabet gücü yüksek bir sınıf oluşturamadılar.İlerki dönemlerde siyaset kokuşmuş,iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi teşekkülleri siyasilerin çöplüğü olmuş,topluma borç yükü yaratmışlardır. Fakat uzun süre ekonomiye girdi sağlamışlardır.Bu kuruluşların verimli olanları da son dönemde özelleştirilmiş, yabancı sermayenin eline geçmiştir.Bizim özel sektörümüz ise sadece seyretmiştir.Ben bu özelleştirilmelerin en azından bizim özel sektörün elinde olmasını tercih ederdim.KALKINMA İSTER ÖZEL SEKTÖR,İSTER DEVLET TARAFINDAN YAPILSIN.HİÇ FARKETMEZ Dİ.YETER Kİ BAŞARABİLMELİYDİK.Bunları yazarken dip ayrıntılara girmek istemedim.İşin özü bu.Yüzlerce bilginin konsolide edilmesiyle ortaya çıkan sonuç bu arkadaşlar.Şimdiki finansal yapımız global Dünya nın bir parçası.Her türlü ekonomik-siyasi hareketlerden  etkilenen karmaşık  bir yapı bu..Sonuçta.Ne ulusal güçlü sermaye yaratabildik, ne kollektivist yöntemlerle sermaye biriktirebildik.Ne de bilgi ve teknoloji üretebilen bir alt yapı.Herşeyi hazır alan-tüketen asalak bir devlet olduk.Dolayısıyla asalak bir toplum da.Sıcak para olmazsa işimiz çok zor.Ve şimdi geçerliliğini yitirmiş eski bilgilerle boğuşup duruyoruz.Artık yukarıdaki ikinci paragraftaki sonuçlar sermayeyi hiç birikteremediğimizi hatta oldukça eksi de olduğumuz gösteriyor.

NOT-Bu konuya II bölümle devam edeceğim.




Saygılar,
Faik Çaltılı
26-10-2012 Küçükköy.









4 yorum:

  1. Fahrettin Korkmaz11 Aralık 2014 21:26

    Türkiye IMF’den 23.5 milyar dolar borç almıştı. Bu borcuna karşılık yıllık olarak % 0,5 ile % 1 arasında faiz ödemekteydi. Ancak Başbakanın direktifi ile dünya finans kartellerinden yıllık %9 ile borç para alındı ve daha az maliyeti olan bu borç kapatıldı. Sonra da İMF borcunu kapattık diye, mikrofon ve kürsü bırakmayarak, bu efsane başarıyı Başbakan ülkenin her meydanında masum insanlara anlattı ve toplumu yanılttı. Ne var ki, bir gün birileri çıkacak gerçekleri detayları ile anlatacaktı. İşte sayın yazar bunu fevkalade bir üslupla gerçekleştirmiş.Tebrik ve saygı...

    YanıtlaSil
  2. Merve Güzelsoy16 Aralık 2014 15:17

    Evet.Kırılma noktası bu aşamada başlıyor.

    YanıtlaSil
  3. Menderes döneminin arka planı.Değişen ne var ki.

    YanıtlaSil
  4. Teşekkür ederim Fahrettin Bey.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.